#ComodifPortraits

"Bağlanmayan Kaybedecek"

Şubat 27, 2021

Bundan 25 yıl önce, herkesin bir alanda derinleşip uzmanlık peşinde olduğu dönemde, tek bir konuyla ilgilenmenin onu sıktığını fark etti. İnsanların, şirketlerin, hatta sektörlerin birbiriyle bağlantılı olması gerektiğini sezgisel olarak anladı. Datanın yükselen değer olduğunu gördü. Salim Büge, bütün bunların bir arada toplandığı bağlantılı araç platformu Comodif’i ileri taşıyan ekipte, mobilite ekosisteminin büyümesi için çalışıyor. Herkesin kazandığı sistemlerin nasıl kurulduğunu anlatıyor.

Salim Büge
COO

İş geliştirme işe göre değişir. Comodif’te tam olarak ne yapıyorsun?

Bir buçuk sene önce geldiğimde Comodif bir start-up’tı. Büyümeye başladığında yeni insan kaynağına ihtiyaç duyuldu. Ben de önce dışarıdan danışman olarak çalıştım, sonra ekibe dahil oldum. Mobilite kavramı da, bağlantılı araç platformları da sürekli dönüşüyor, benim iş tanımın da buna göre güncelleniyor. Satış, yazılım, data, müşteri ilişkileri… hepsinde bir parça deneyimim olduğu için Comodif’i oluşturan unsurların hem içeride hem dışarıda birbiriyle «konuşması» için bir bağlantı ajanı gibi çalışıyorum.

Öncesini konuşuruz ama neden Comodif’tesin? Senin buraya kattıkların dışında burası sana ne katıyor?

Belki kendisi bilmez ama Ömer (Farplas’ın CEO’su Ömer Burhanoğlu) beyin bir sözü beni çok etkilemişti. Biz kimseyle kavga etmeyiz ama hakkımızı da yedirmeyiz. İş hayatında benimsediğim bir duruş bu. Takım ruhu, ortak bir hedefin peşinde koşmak bunlar benim için çok önemli. Para, unvan sonra geliyor. Bu bana özel bir durum değil bu, araştırmalar da çalışanları motive eden şeyin para değil ortak hedefler olduğunu gösteriyor.

Öncesinde otomotiv tecrüben var mıydı?

İşte o yoktu. Ama bağlantılı araç platformlarında farklı bakış açısı çok değerli. Yine de bağlantılı araç konusuna tecrübem vardı. Uzun yıllar Koç grubunda çalıştım. Orada KoçSistem “biz bir araç takip sistemi kurduk ama bir türlü operasyonel hale gelmiyor” deyince beş sene boyunca o işi yaptım. Orayı ayağa kaldırdık. Sonrasında danışmanlık işlerine başlayınca -Egemen’le (Alpay) de liseden arkadaşız, “biz de connected cars işlerine doğru gidiyoruz, beraber çalışalım” deyince Comodif’le başlamış olduk.

“ŞİMDİ İHTİYAÇ ÇOK NET GÖRÜLÜYOR AMA BUNDAN 20 YIL ÖNCE İŞİN SADECE TEKNİKLE KALMAYACAĞI, TARAFLARIN BİRBİRİYLE KONUŞMASI GEREKTİĞİ HENÜZ ÇOK AÇIK DEĞİLDİ. HALBUKİ BUGÜN SADECE DEPARTMANLAR ARASI DEĞİL, ŞİRKETLER ARASI HATTA SEKTÖRLER ARASI DİYALOG DA ÖNEM KAZANIYOR.”

Fark Labs’e gelene kadar neler yaptın?

İTÜ Elektrik Mühendisliği okudum. Doğru da bir tercih oldu, soyut şeyleri daha iyi hayal edebiliyorum. Gördüğüm bir makinenin çizimini yapamazken elektrik akımının nasıl olduğunu çok daha hızlı kavrayıp hayata geçirecek şekilde işliyor kafam. Okulla beraber çalışmaya başladım. Delta Hava yollarında security olarak çalışıyordum. Sabah 3’te kalkıp işe gidiyordum, staj tadında işlerle iş hayatını deneyimliyordum, sonra da okula gidiyordum. Bu arada liseden beri hep spor oldu hayatımda. Efes yıldız takımında basketbol, okul takımında voleybol, arkadaşlarla futbol oynuyordum. Sakatlanınca bırakmak zorunda kaldım.

Mühendis olacaksın zaten.

Üçüncü sınıfta bir staj yaptım ve elektrik mühendisliği yapmak istemediğimi anladım. Ticari tarafta olmak bana daha uygundu. Koç Üniversitesi’nde MBA yaptım. Orası bir anlamda hayatımı şekillendirdi, o dönem yeni kurulan Koç.net’te çalışmaya başladım. İş geliştirmenin benim için en iyi pozisyon olduğuna o aralar karar verdim. Bu sayede önünüzdeki yelpaze açık oluyor. Kimi işine odaklanıp yaptığı işte uzman olmak ister, ben ondan sıkılırım mesela. Farklı projelerde, farklı insanlarla çalışmayı severim. Network oluşturmayı severim.

Karakter özelliğin, bugünün parçaları birleştiren insan ihtiyacı ile örtüşmüş.

Aynen öyle. Eğrisi doğrusuna geldi aslında. Şimdi ihtiyaç çok net görülüyor ama o dönemde iki tarafı zamk gibi yapıştıracak insanlar pek yoktu. Bu işin sadece teknikle kalmayacağı, tarafların birbiriyle konuşması gerektiği henüz çok açık değildi. Halbuki bugün sadece departmanlar arası değil, şirketler arası hatta sektörler arası diyalog da önem kazanıyor. Koç.net’de iş geliştirmeci olarak başladım, bugüne kadar da hemen hemen hep iş geliştirme yaptım.

Bugünlerin altyapısı orada oluştu.

Evet. Beni aldılar, araç takip sistemi çalışmıyor, gel bunu düzelt dediler. Sene 2005. Gerçekten de ayağa kaldırdık orayı. Oluşmamış bir pazarı oluşturup teslim ettik. Sonra ses teknolojileri üzerine çalıştık. Hayatımızda Shazam diye bir şey yokken ona benzer şeyler hayal ettik.

İhtiyaçlar görmek, hatta öngörmek ve olmayanı geliştirmeye çalışmak. Bayağı bir vizyon gerektiriyor.

Çok da yoruyor. Mevcut talebe yönelik bir şeyi satmaktansa ben hep mevcut olmayan bir şeyi anlatalım satalım, bu çok işlerine yarayacak gibi düşündüm hep. Sonra kendi danışmanlık şirketimi kurdum. Datanın önemini keşfettiğim bir dönemdi ve beni Comodif’e taşıyan yola girdim. Comodif’e önce dışarıdan danışmanlık yaptım, sonra kadroya katıldım.

Datanın önemini keşfetmen hangi döneme rastlıyor? 

Geç uyanmış da olabilirim, 2013 yılı. Datadan nasıl farklı iş modelleri ve ciro yaratan işler çıkarırız diye düşünmeye başladığım dönemdi. Koskoca hava yolları şirketlerinin bile kendi satış datalarına hakim olmadıklarını gördüm. Halbuki data, özellikle de görünmeyen data son derece değerli çünkü görünür hale getirmek kolay değil.

Görünmeyen data ne demek. Bunu görünür hale getirmek ne demek?

Bizim işimizden örnek vereyim. 

“Benim bodrum’dan yola altı saat önce çıktığımı ve hızlı bir şekilde araba kullandığımı ben hariç kimse bilmiyor. Altı saattir durmaksızın gittiğimi ve içinde kahveci olan bir benzin istasyonuna yaklaştığımı da bilmiyorlar. İşte bu görünmeyen data. Artık Comodif gibi sistemler sayesinde bu datayı saptıyoruz ve hem akaryakıt istasyonuna, hem araç üreticisine hem de kahveciye iletebiliyoruz."

Şimdilik bir birey ve üç farklı kurumdan bahsettim. Araç üreticisi Comodif aracılığı ile şunu söyleyebilir: Bir benzin istasyonuna yaklaşıyorsun. Bir benzin istasyonuna yaklaşıyorsun, içeride kahveci var, gir bir dinlen, kahven bizden.

Akaryakıt şirketi, kahveci ya da araç üreticisi neden bu veriye kendileri ulaşmıyorlar? Comodif’e neden ihtiyaçları var? 

Güzel soru. Bir kere doğru ölçmek ve işlemek kolay değil. Özellikle de büyük şirketler için. Çevik olmak gerekiyor. Comodif gibi yapılar bu açıdan avantajlı, tek işimiz bu. Ama daha da önemlisi, diyelim ki ölçtüler, bu dataya sadece kendi açılarından bakıyorlar. Halbuki yukarıdaki örnekte, hem benzin istasyonu, hem kahveci hem de araç üreticisi var. Yani ancak bir araya geldiklerinde fayda görebiliyorlar. Kahve bedava olduğu için sürücü benzin istasyonuna giriyor, benzinini oradan alıyor, alışveriş yapıyor. Kazan kazan dediğimiz felsefe tam da bu. Buna bankaları, sigorta şirketlerini, otomobil aksesuarı satan markaları, yedek parça satanları ekleyin. Ekosistem dediğimiz şey bu.

Comodif şu anda yolun neresinde? 

Hem hayata geçen hem üzerinde çalıştığımız işbirlikleri var. Turkcell-Kopilot, TOFAŞ -Yol Arkadaşım, Renault-Motrio bunlardan üçü. Dediğim gibi ekosistem ne kadar büyürse fayda o kadar artıyor. Teknik olarak konuya hakimiz, ekosistemi büyütmek için çalışıyoruz. Telefonunuza bir mesaj geliyor, 4 yaşın üstündeki araçlara yedek parçada indirim diye. O sırada aracınızın bakımı gelmemişse sizi hiç ilgilendirmiyor. Ya da bakımınız gelmiş ama o sırada Oto Sanayi civarında değilsiniz. Boşa atılmış bir mesaj. Halbuki doğru ve gerçek zamanlı data ölçümü yapınca nokta atışı mesaj gönderiyorsunuz. Hem müşteri kazanıyor hem siz kazanıyorsunuz. Bir örnek daha vereyim. Bir araç sahibine durup dururken daha büyük bir araç alması için mesaj atmanın bir getirisi olmayabilir ama çocuğu olduğunda bu teklifin satışa dönüşmesi daha büyük ihtimal. Çocuğu olduğunu nasıl anlayacağız? Comodif’deki datamıza bakıyoruz ve haftasonları çocuk parklarında daha çok vakit geçirdiğini görüyoruz. Bunu araç üreticisindeki evlilik tarihi datasıyla birleştiriyoruz. Yine hem araç üreticisi hem de müşteri için doğru bir fayda çıkıyor ortaya. Buna çocuklar için araba aksesuarları satan markaları da ekleyin, fayda büyüyor.

Sigorta şirketleri bireye nasıl bir fayda sunuyor?

Onlar da iyi sürücüyü ödüllendirmek istiyorlar ama bunu yaparken kötü sürücüyü de kaybetmek istemiyorlar. Mesela hız limitlerine göre puan kırmak istiyorlar. Kurallara uyanın sigorta primini düşürmek istiyorlar. Ama bunu da doğru kurgulamak gerekiyor. Hız limiti 80, bizim adam 60’la gidiyor. Normalde bu adamın primini yükseltmemek gerek değil mi? Ama neyi bilmiyorsunuz, yolun geri kalanı duruyor, yani yoldaki herkes duruyor bu adam 60’la gidiyor. Sürücü muhtemelen emniyet şeridinde gidiyor. İşte bu datayı gerçek zamanlı ve doğru ölçebilmeyi gerektiriyor.
Bir örnek daha vereyim. Diyelim dolu yağdı, arabalar hasar gördü, herkes sigortaya gitti, para aldı. Peki araba dolu sırasında neredeydi? Sigortacının bunu bilmesi lazım ki gerçekten yalnızca doludan zarar gören araçlara ödeme yapsın. Bugün sigorta şirketleri bunu bilmiyorlar.

Bu anlattıkların özel hayatın gizliliği kavramını da akla getiriyor. Kimse bu kadar takip edilmek istemiyor.

Elbette, böyle bir mesele var. Ama tam da bu sebeple yaptığımız iş önem kazanıyor. Mesajları her an değil yalnızca ihtiyacınız olduğunda alıyorsunuz. Doğru hizmeti doğru bireyin önüne doğru zamanda sunarsak, ki Comodif’in nihai hedefi de bu, insanlar bunu almak isteyecektir.
Kaldı ki kanunlar düzenleniyor, kişisel veriler çok daha sıkı koruma altına alınıyor. İstemediğiniz anda mesaj almayı kesebiliyorsunuz. Bir yandan blockchain teknolojisi de gelişiyor. Birey bütün datasını belli bir yerde toplayacak, istediği zaman açıp kapatabilecek.

Bağlantılı olmak zorundayız diyorsun.

Yalnızca iş için değil, hayat için de. İnsanlar başkalarıyla etkileşim içinde olmadıkları sürece daha kenara itilmiş, daha dışlanmış bulacaklar kendilerini. Spritüel olarak da buna inanıyorum. Her şeyin birbiriyle etkileşim halinde, insanlar da kendi hayat döngülerini, kültürlerini ve sosyal yaşamlarını buna göre düzenlemek zorunda. Hepimiz bir bütünün parçalarıyız, iyilik iyiliği kötülük kötülüğü çoğaltacak.

Röportaj; Zeynep Güven Ünlü